Yeni kalma ilişkileri

İlişkileri Zehirlemeden Sorunlar Nasıl Giderilir? Suçlamanın ve küçümsemenin arkasında yatan motivasyon, kişinin kendisini kötü hissetmesini sağlamak yani cezalandırmaktır. Bu sayede yaşadığınız olumsuz bir deneyimin karşılığını diğer tarafa da olumsuz bir deneyim yaşatarak vermiş olursunuz. İran en baştan beri PKK içinde her zaman kendine yakın gördüğü isimler olmuştur. Bunların bazıları zaman içinde ya PKK tarafından tasfiye edilmiş ve ya ayrılmışlardır. Fakat 80’li yılların başından itibaren iran’la ilişki halinde ki PKK’li isim Cemil Bayık’tır. Güney Kore, Kuzey Kore'de iktidardaki İşçi Partisinin 75. kuruluş yıl dönümünde gösterimi yapılan bir füzeye ilişkin endişelerini ifade ederek, Pyongyang yönetimini, iki ülke ... Hürriyet haberlerinden geri kalma, tüm aboneliklerini yönet ve abone ol. ... Türkiye-Rusya ilişkileri Karabağ’da yeni basınç alanına girdi. 30 Eylül 2020. ... Üstelik bu kez Karabağ ... ülke ilişkileri açısından yeni yönetimin karşısına çıkabilecek risk ve fırsatları de- ... karşı kayıtsız kalma durumu ve bunun yanın-da Türkiye’deki ciddi krizlere hızlı ve acil cevap vermede yaşanan başarısızlık ve 15 Temmuz’daki Güney'den Kuzey Kore'ye Koreler Arası Anlaşmalara Bağlı Kalma Çağrısı ... Kuzey Kore'nin 'yeni bir uzun menzilli balistik füze olduğundan şüphelenilen' yeni stratejik silahın gösterimini yapmasından duyulan endişe ifade edildi. ... salgını tehdidi sona erdiğinde ilişkileri onarabileceğini söylemişti.

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13

2020.09.25 01:47 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13
https://preview.redd.it/0kz6c67ul6p51.jpg?width=794&format=pjpg&auto=webp&s=7bc8d92d8aca416f0fcc48b7e09ab2bf8319b28d

Marksizm

7.2

Adalet her zaman insanlar arasında hüküm süren ruha bağlı olacaktır ve ruhun şu anda gerekli ve mümkün olduğunu, daimi bir şeyler elde etme konusunda bir biçim şeklinde billurlaşacağını ve geleceğe bir şey bırakmayacağını düşünen herhangi bir kişi sosyalizmin ruhunu hiç bilmiyordur. Ruh her zaman hareket etmekte ve yaratmaktadır ve yarattığı her zaman yetersiz olacaktır ve mükemmellik hiçbir zaman imge ya da fikir olması dışında bir vakıa olmayacaktır. Tek kalemde standart kurumlar yaratmayı istemek boş ve yanıltılmış bir çaba olacak, sömürü ve tefecilik için her olasılığı otomatik olarak dışarıda bırakacaktır. Zamanımız, otomatik işlev gören kurumların yaşayan ruhu ikame ettiği zaman ne ile sonuçlandığını göstermiştir. Her neslin kendi ruhuna uygun olanı cesaretle ve radikal bir biçimde sağlamasına izin verin. Daha sonraları devrimler için yine yeterli bir sebep olmalıdır ve bu devrimler, yeni ruh, kaçan ruhun rijit kalıntılarına karşı çıktığı zaman ihtiyaç haline dönüşür. Bu bakımdan özel mülkiyete karşı mücadele muhtemelen pek çok kişinin, ör. Sözde Komünistlerin, büyük ihtimalle inandığının aksine tamamen farklı sonuçlara yol açacaktır. Özel mülkiyet sahiplikle aynı şey değildir ve ben gelecekte en güzel şekilde çiçeklenen özel sahiplik, kooperatif sahipliği, topluluk sahipliği görüyorum. Sahiplik, kesinlikle sırf nesnelerin ya da en basit araçların doğrudan kullanımı olmayıp oldukça korkulan boş inanç kaynaklı her tür üretim aracıdır, ev ve toprak sahipliğidir. Bin yıllık ya da sonsuza kadar sürecek nihai hiçbir güvenlik tedbiri alınmayacak fakat büyük, kapsayıcı eşitleyiş ve iradenin yaratılması bu eşitlemeyi periyodik olarak tekrarlayacaktır.
“Sonra yedinci ayın onuncu gününde tüm toprağınızda eşitleme gününü ilan etmek için (trompet çalacaksınız?)…” Ve ellinci yılı kutsayacak ve toprağınızda oturan herkes için serbest bir yıl ilan edeceksiniz; çünkü o sizin jübile yılınızdır ve aranızdaki herkes kendi mülküne ve ailesine geri dönecektir.
“Bu herkesin kendisine ait olanı yeniden elde ettiği jübile yılıdır.”
Kulakları olan herkesin duymasına izin verin.
Trompetiniz toprağınızın her tarafından duyulsun!
Ruhun sesi, insanlar bir arada olduğu müddetçe tekrar ve tekrar çalacak olan trompettir. Adaletsizlik her zaman kendisini devam ettirmek isteyecektir ve her zaman, insanlar gerçekten var olduğu müddetçe, adaletsizliğe karşı isyan olacaktır.
Anayasa olarak isyan, kaide olarak dönüşüm ve devrim, niyet olarak ruh vasıtasıyla düzen ilk ve son kez tesis edilir; işte bu Musavari sosyal düzenin büyük ve kutsal kalbidir.
Buna yine ihtiyacımız var: ruh ile gerçekleştirilen yeni bir nizam ve dönüşüm eşyayı ve kurumları nihai bir biçim şeklinde tesis etmeyecek fakat kendisini bunların içinde sürekli iş başında ilan edecektir. Devrim toplumsal düzenimizin bir parçası olmalıdır, anayasamızın en temel kaidesine dönüşmelidir. Ruh kendisi için yeni biçimler, katı olmayan türde hareket biçimleri, özel mülkiyete dönüşmeyen, sömürü ya da kibir ile değil sadece güvence ile çalışma imkânı sağlayan sahipliği, kendinden değil ticaret ile ilişkisi bakımından değer taşıyan ve de kullanımı için koşulları içeren, günümüzde ölümsüz ve öldürücü iken süresi dolabilen ve tam da bu yüzden canlılık kazanan bir takas aracı yaratacaktır.
Ruh her zaman hareket etmekte ve yaratmaktadır ve yarattığı her zaman yetersiz olacaktır ve mükemmellik hiçbir zaman imge ya da fikir olması dışında bir vakıa olmayacaktır. Tek kalemde standart kurumlar yaratmayı istemek boş ve yanıltılmış bir çaba olacak, sömürü ve tefecilik için her olasılığı otomatik olarak dışarıda bırakacaktır.
Aramızda yaşama sahip olmak yerine ölümü pekiştirdik. Her şey bir nesneye ve objektif bir puta indirgendi. Güven ve mütekabiliyet yozlaşarak sermayeye dönüştü. Ortak çıkar devlet ile ikame edildi. Davranışımız, ilişkilerimiz esnek olmayan şartlara dönüştü ve orada burada korkunç kırılmalar ve kargaşalarla uzun zaman aşımlarından sonra bir devrim patlak vermiş, bu da dolayısıyla ölüm, yaşamadan ölen kurumlar ve katı, değiştirilemez gerçeklikler üretmiştir. Şimdi tesis edilebilecek tek ilkeyi, temel sosyalist kavrayışla örtüşen ilkeyi (bir eve, o evde çalışma ile üretilenden daha fazla olan hiç bir tüketici değeri girmemelidir çünkü insan dünyasında tek başına çalışmanın haricinde hiçbir değer yaratılmaz), ekonomimizde yerleştirerek tam iş yapalım. Kim vazgeçmek isterse ya da hiçbir şey sunmak istemezse o şekilde davranabilir, bu onun hakkıdır ve bu ekonomiyi de ilgilendirmez fakat hiç kimse koşullardan dolayı mülksüz kalmışsa hiç bir şey yapmaya zorlanmamalıdır. Yine de bu ilkenin tekrar uygulanması için araçları her yerde farklı olacaktır ve bu ilke sadece tekrar tekrar yeniden uygulandığı müddetçe yaşayacaktır.
Marksistler yeryüzünü sermayeye bir tür eklenti olarak görmüş ve bununla ne yapacağını hemen hiç bilememiştir. Gerçekte sermaye birbirinden oldukça farklı iki şeyden oluşur: birincisi, toprak ve toprağın ürünleri, parseller, binalar, makineler, aletler ki toprağın parçası olduğu için “sermaye” olarak adlandırılmaması gerekir; ikincisi insanlar arasındaki ilişki, birleştirici ruh. Para ya da takas aracı yardımıyla tüm muayyen malların uygun bir biçimde (bu durumda doğrudan diğeri için) ticaretinin yapılabildiği, doğrudan genel mallar için geleneksel bir sembolden başkaca bir şey değildir.
Bunun sermaye ile doğrudan hiç bir ilgisi yoktur. Sermaye bir takas aracı değildir ve bir sembol değil bir olasılıktır. Çalışan birinin ya da grubun özel sermayesi, muayyen bir zaman diliminde muayyen ürünler üretme olasılıklarıdır. Bunun için kullanılan maddi gerçeklikler, öncelikle, kendisinden daha fazla yeni ürünlerin işlenebileceği materyallerdir – toprak ve toprağın ürünleri -; ikincisi, çalışılan aletlerdir ( ayrıca toprağın ürünleridir); üçüncüsü, çalışma sırasında işçilerin tükettiği yaşam gereksinimleri, yine toprağın ürünleridir. Kişi sadece tek bir üründe çalıştığı müddetçe, o ürünü üretim sırasında ve üretim için ihtiyaç duyduğu ürün ile takas edemez; fakat çalışan tüm insanlar bu beklenti ve gerilim halindedir. Sermaye, şimdi, yalnızca umulan ürünün beklentisi ve peşin ödemesidir, itibar ve mütekabiliyet ile tümüyle aynıdır. Adil takas ekonomisinde iş talebi olan her şahıs ya da müşterileri olan her üretim grubu açlıkları ve elleri için maddi araçları, yeryüzünü ve yeryüzünün ürünlerini alır. Çünkü hepsinin mütekabil ihtiyaçları vardır ve her biri bir diğerine kendi beklenti ve gerilimden ortaya çıkan gerçeklikleri sağlar; böylelikle bir kez daha olasılık ve hazırlık gerçekliğe dönüşür vs. Dolayısıyla sermaye bir şey değildir; toprak ve ürünleri bir şeydir. Geleneksel görüş, şeyler dünyasının tümüyle müsaade edilemez ve etkili bir biçimde yanlış kopyası olduğu şeklindedir. Sanki tek ve sadece topraklardan oluşan dünya, bir şey olarak sermayenin dünyası olarak da vardı. Buna göre olasılık, ki sadece gerilim ilişkisidir, bir gerçekliğe dönüşür. Sadece bir tane objektif gerçeklik vardır, o da topraktır. Genellikle sermaye olarak adlandırılan geri kalan her şey ilişki, hareket, dolaşım, olasılık, gerilim, itibar ya da bizim adlandırdığımız gibi ekonomik işleviyle birleştirici ruhtur. Bu elbette sevgi ve nezaket gibi amatörce arzı endam etmeyecektir fakat Proudhon’un takas bankası olarak adlandırdığı amaca yönelik organları kullanacaktır.
İçinde bulunduğumuz zamana kapitalist çağ dediğimizde, bu ifade, birleştirici ruhun artık ekonomide hüküm sürmediği, fakat nesne-putun yani gerçekte bir şey olmayan bir şeyin hüküm sürdüğü, bazı şeylerin gerçekten bir şey olmadığı fakat hiç olduğu bir şey için yanlışlık yapıldığı anlamına gelir.
Bir şey olduğu düşünülen bu hiçbir şey, zengin adamın evine pek çok somut gerçeklik getirir, çünkü çok değerli [Geltung] olduğu düşünülen paradır [Geld]. Ve bu hiçbir şey söz konusu gerçeklikleri iktidar konumuna getirir. Hepsi de hiçbir şeyden değil topraktan ve yoksulun çalışmasından kaynaklanır. Çünkü ne zaman çalışma (iş) toprağa yaklaşmak istese ve nerede bir ürün bir emek aşamasından diğerine geçmek istese, tüketici sektörüne girebilmesinden önce, sahte sermaye kendisini tüm bu iş sürecine sokar ve küçük hizmetleri için sırf ödeme almakla kalmaz faiz de alır çünkü hareketsiz durmayı değil dolaşıma girmeyi çok ister.
Bir şey olduğu düşünülen ve birliğin kaybolan ruhunu ikame eden diğer bir hiçbir şey, yukarıda sık sık bahsedildiği üzere devlettir. İnsanlarla insanlar arasında, insanlarla toprak arasında, insanlar arasındaki hakiki bağ (karşılıklı çekim ve ilişki, özgür bir ruh) her nerede zayıflamışsa orada, bir engel, itiş, soğurma ve sıkıştırma olarak her yerde devreye girer. Hakiki karşılıklı çıkarın ve güvenin yerini alan sahte sermayenin vampir-benzeri yağma gücünü ifa edememesi, mülk sahipliğinin güç tarafından, devlet, devlet yasaları, yönetimi ve idaresi tarafından desteklenmiyor olsa bile haraç koyamaması gerçeği ile de ilgili olmalıdır. Fakat kişi hiç unutmamalıdır ki tüm bunlar – devlet, yasalar ve yöneticiler – insanlar için – yaşam ve eziyet imkânlarından yoksun oldukları ve birbirlerine şiddet uyguladıkları için – diğer bir deyişle insanlar arasındaki güç için sadece birer isimdirler.
O halde doğru sermaye tanımı verildikten sonra “sermaye” teriminin pek de doğru olmadığını bu bölümde gördük çünkü bu terim hakiki sermayeyi değil sahte sermayeyi belirtmektedir. Fakat biri insanlar için gerçek bağları çözmek, kabul edilmiş sözcükleri ilk kez kullanmak istediğinde bu hükümsüz de kılınamaz. Burada olan da budur.
Bu bakımdan işçiler hiç sermayeleri olmadıklarını anladığı zaman, düşündüklerinden çok daha farklı bir biçimde haklı olurlar. Sermayelerin sermayesinden, realite olan tek sermayeden – gerçi realite bir şey olmasa da – ruhtan yoksundurlar. Bu imkândan ve tüm yaşam önkoşulundan vazgeçirilmiş olan hepimiz gibi tüm yaşamların maddi koşulu da yani toprak da ayaklarının altından alınıp götürülmüştür.
Bu yüzden toprak ve ruh – sosyalizmin çözümüdür.
Ruh tarafından zapt edilen insanlar ilk önce toplum için ihtiyaç duydukları tek dışsal koşul olarak toprağı arayacaktır.
Sosyalizm bunun tersine çevrilmesidir. Sosyalizm yeni bir başlangıçtır. Sosyalizm doğaya geri dönüştür, ruhun yeniden bağışlanması, ilişkilerin yeniden kazanılmasıdır.
İnsanların ürünlerini dünya pazarında ve kendi ulusal ekonomilerinde takas ettiğinde toprağın da hareketli kılındığını çok iyi biliyoruz. Toprak uzun zamandır menkul kıymetler piyasasının nesnesine, kâğıda dönüştürülmüş durumdadır. İnsanların kendi dünya pazarlarında ve ulusal ekonomilerinde bir ürünü denk bir ürün ile takas edebilmeleri halinde, diğer bir deyişle daha büyük grupların kendi tüketimlerini ve olağanüstü kredilerini birleştirerek kendilerine olanak tanımaları halinde, bu kesinlikle sonuç verecektir, kendi kullanımları için kapitalist piyasaya başvurmaksızın yeni materyallerden giderek artan miktarlarda sanayi ürünü üretebileceğini de biliyoruz. Bundan sonra insanların zaman içerisinde sadece toprak ürünlerini değil artan bir şekilde toprağın kendisini satın alabilir hale geleceğini biliyoruz. Bu tür güçlü tüketici-üretici-birliklerin sadece kendi karşılıklı kredilerini değil nihayetinde kayda değer para sermayesini de kontrol edeceğini biliyoruz. Fakat insanlar sadece bununla tatmin olsaydı, nihai kararı yalnızca tehir ederlerdi. Toprak sahipleri toprakta büyüyen veya toprak altından elde edilen her şey üzerinde, tüm insanların yiyeceği ve sanayi hammaddeleri üzerinde bir tekele sahiptir. Devletin ve para-sermayenin daima genişleyen kısmının temelleri, toprağın özel sahipliği kaldırıldığında ve mütekabiliyet sosyalist sermaye biçimi olarak gösterildiğinde yıkılır. Fakat bu noktaya ulaşmadan önce tüketici-üretici-kooperatifleri tarafından kapitalist ticaret ve endüstri ne kadar yok edilirse, devlet ve para-kapitalizmi de toprak ileri gelenlerinin tarafında o kadar güçlü yer alacaktır. Arazi sahipliği sektörü kooperatiflere kendi üretimleri için otomatik olarak tedarik sağlamayacak, bilakis ürünlerinin fiyatını neredeyse satın alınamayacak yüksek fiyat seviyelerinde artıracaktır. Zira tıpkı sermayenin de aynı şekilde sadece hayali bir hakiki cesamete sahip olması gibi toprak sadece görünüşte akışkan ya da kâğıttır. Karar anında toprak gerçekte ne ise ona dönüşür: sahiplenilen ve alıkoyulan fiziki doğanın bir parçası.
Sosyalistler toprak sahipliğine karşı mücadeleden kaçınamaz. Sosyalizm için mücadele toprak için mücadeledir; toplumsal mesele tarımsal bir meseledir.
Şimdi Marksistlerin proleterya teorisinin nasıl muazzam bir yanlış olduğu da görülebilir. Devrim bugün olsaydı, ne yapılacağına ilişkin halkın hiçbir tabakasının bizim sanayi proleterlerininkinden daha az fikri olmazdı. Serbest kalma için duydukları özlem açısından – zira serbest kalmanın ve soluklanmanın hasretini çekmektedirler fakat hangi yeni ilişkileri ve koşulları tesis etmek istediklerine dair çok az fikirleri vardır – elbette Herwegh’in eski sloganı çok çekicidir “İşin adamı, uyan! Gücünü bil! Senin güçlü kolun durursa, tüm çarklar durur”. Bu deyiş cazibelidir, olgusal gerçeklere genel bir ifade veren her şey gibi ve bu bakımdan mantıklıdır. Genel grevin berbat bir kaos üreteceği, işçiler eğer kısa bir süre bile olsa dayanabilirlerse kapitalistlerin teslim olmak zorunda kalacağı oldukça doğrudur.
Fakat bu çok büyük bir “eğer”dir ve bugün işçiler, devrimci bir genel grev durumunda kendilerine yiyecek sağlamakla ilgili muazzam zorluklara ilişkin yeterli netlikte bir resme neredeyse hiç sahip değillerdir. Yine de ani, kapsayıcı, şiddet hamleli bir genel grev devrimci sendikalara belirleyici bir gücü şüphesiz verir. Devrimden sonraki gün, sendikalar fabrikaları ve atölyeleri işgal edecek ve dünya kâr-piyasası için özdeş ürünler üretmeye devam etmek zorunda kalacak, tasarrufları ve kârları kendi aralarında bölüşecektir – ve elde ettikleri tek sonucun durumlarının daha da kötüleşmesi, üretimin durması ve tam bir imkânsızlık olduğunu görünce şaşıracaklardır.
Kâr-kapitalizminin takas ekonomisini, doğrudan sosyalist takas ekonomisine dönüştürmek tümüyle imkânsız hale gelmiştir. Bu aktarımın birden yapılamayacağı apaçıktır; eğer tedricen uygulama için bir girişimde bulunulursa, sonuç, devrimin en berbat şekilde parçalanması, hızla müteakip taraflar arasında en vahşi mücadelelerin yaşanması, ekonomik kaos ve politik despotizm olacaktır.
Ürünlerin imalatında ve dağıtımında adalet ve akıldan çok fazla uzaklaştırıldık. Her tüketici bugün tüm dünya ekonomisine bağımlıdır çünkü kâr ekonomisi tüketici ile ihtiyaçları arasına konmuştur. Yediğim yumurtalar Galiçya’dan, tereyağı Danimarka’dan, et Arjantin’den, ekmeğim için tahıl da Amerika’dan, takım elbisem için yün Avustralya’dan, gömleğimin pamuğu, botlarım için deri ve gerekli tabaklama malzemeleri, masa, sandalye, sıra, vs için tahta, hepsi Amerika’dan gelmektedir.
Zamane insanlar ilişkilerini kaybetmişler ve sorumsuzlaşmışlardır. İlişki, insanları bir araya getiren ve onların ihtiyaçlarını karşılamak için birlikte çalışmasını sağlayan bir çekimdir. Bu ilişki, ki onsuz yaşayan insanlar olamayız, dışsallaştırılmış ve şeyleştirilmiştir. Tüccar ürünlerini kimin satın aldığını umursamaz; proleterya ne yaptığını veya nerede çalıştığını umursamaz; teşebbüsün doğal ihtiyaçları karşılama amacı yoktur; teşebbüsün tüm ihtiyaçları karşılayabilecek, düşünmeden, mümkün mertebe çalışmadan, diğer bir deyişle mümkün mertebe tabi kılınan öteki insanların çalışmasıyla, parayla, şeyleri mümkün olan en büyük miktarlarda elde etme şeklinde yüzeysel bir amacı vardır. Para ilişkileri yutmuştur ve dolayısıyla bir şeyden daha fazlasıdır. Amaçlı bir şeyin işareti, ki doğa dışında suni olarak işlenmiştir, artık büyüyememesi, çevresinden malzeme veya enerji çıkaramayıp sakin bir şekilde tüketilmeyi beklemesi, kullanılmadığı takdirde er ya da geç bozulmasıdır. Büyüyen şey kendi hareketine ve kendi nesline sahip olup bir organizmadır. Ve bu bakımdan para suni bir organizmadır; büyür, döl üretir, her nerede olursa olsun çoğalır ve ölümsüzdür.
Fritz Mauthner (Dictionary of Philosophy) “Tanrı” kelimesinin aslen “put” kelimesi ile özdeş olduğunu ve her ikisinin de “dökme (metal)” anlamına geldiğini göstermiştir. Tanrı insanlar tarafından yapılarak hayat bulan, insanların yaşamını kendisine çeken ve sonunda tüm insanlıktan daha güçlü bir hale dönüşen bir üründür.
İnsanoğlunun bugüne kadar fiziken yarattığı tek “dökme metal”, tek put, tek Tanrı paradır. Para sunidir ve canlıdır, para parayı doğurur ve para ve para ve para yeryüzündeki tüm güce sahiptir.
Kim sosyalizm için bir şeyler yapmak isterse, sezilen ve fakat bilinmeyen neşe ve mutluluğun önsezisinden işe koyulmalıdır. Hala öğreneceğimiz çok şey var: çalışma neşesi, ortak çıkar neşesi ve karşılıklı sabır neşesi. Her şeyi unuttuk yine de hepimiz içimizde onu hala hissediyoruz.
Ancak bunu göremeyen, bugün de paranın, bu Tanrının insandan çıkmış ve yaşayan bir şeye dönüşmüş, bir şey-olmayanın, ruhtan başka bir şey olmadığını, paranın deliliğe dönüşen yaşamın anlamı olduğunu hala göremez. Para servet ihdas etmez, para servettir; kendi başına (per se) servettir, para hariç hiç kimse zengin değildir. Para gücünü ve yaşamını başka bir yerden alır; para bunları yalnızca bizden edinir; parayı zengin ve bereketli bir biçimde üretken kıldıkça kendimizi, hepimizi yoksullaştırırız ve baltalarız. İnsan kadınlardan yüz binlercesinin artık anne olamadığı neredeyse abartısız bir doğruya dönüşmüştür. Çünkü korkunç para tıpkı bir vampirin erkek ve kadından hayvan sıcaklığını ve erkek ve kadının damarlarından kanını emdiği gibi döl ve sert metal verir. Biz hepimiz dilencileriz ve yoksul garibanlarız ve budalayız çünkü para Tanrıdır ve çünkü para yamyama dönüşmüştür.
Sosyalizm bunun tersine çevrilmesidir. Sosyalizm yeni bir başlangıçtır. Sosyalizm doğaya geri dönüştür, ruhun yeniden bağışlanması, ilişkilerin yeniden kazanılmasıdır.
Bizim neden çalıştığımızı öğrenmekten ve bunu uygulamaktan başka sosyalizme giden başka bir yol yoktur. Günümüz insanlarının ruhlarını sattığı Tanrı ya da şeytan için değil, ihtiyaçlarımız için çalışıyoruz. Çalışma ve tüketim arasındaki bağlantının yeniden yapılanması: işte bu sosyalizmdir. Tanrı şimdilerde çok güçlü ve her şeye kadir hale gelmiştir ki bundan böyle yalnızca teknik bir değişim, takas sisteminde reform ile kaldırılamaz.
Bu yüzden sosyalistler üyelerinin ihtiyaç duyduğunu üreten yeni topluluklar oluşturmalıdır.
Ne insanoğlunu bekleyebiliriz ne de bireyler olarak içimizdeki insanlığı bulup yeniden yaratmadığımız sürece, ortak bir ekonomi ve adil bir takas sistemi için, insanoğlunun birleşmesini bekleyebiliriz.
Her şey bireyle başlar ve her şey bireye bağlıdır. Günümüzde bizi çevreleyen ve zincirleyen şeylerle kıyaslandığında sosyalizm, insanların bugüne kadar üstlenmiş olduğu en devasa görevdir. Bu görev cebir ve zekâ da dâhil dışsal çarelerle gerçekleştirilemez.
Başlangıç noktası olarak biraz yaşamı, yaşayan ruhun dışsal biçimlerini içeren pek çok şeyi hala kullanabiliriz. Eski ortak mülkiyetin kalıntılarına, çiftçilerin ve tarla işçilerinin yüzyıllar önce özel mülkiyete geçmiş olan, asli ortak mülkiyet anılarına sahip topluluklarından ve de tarla ve zanaat işleri için ortak ekonomiyi hatırlatan geleneklerden faydalanılabilir. Çiftçinin kanı pek çok kent proletaryasının damarlarında hala dolaşmaktadır; Kent proletaryası bunu tekrar dinlemeyi öğrenmelidir. Amaç, hala çok uzak olan amaç, bugün genel grev olarak diğer bir deyişle, başkaları, zenginler, putlar ve canavarlık için çalışmayı reddetmek şeklinde adlandırılmaktadır. Genel grev – fakat elbette ki bugün ilan edildiği şekilde ve anlık başarısının çok belirsiz ve nihai başarısızlığının mutlak kesin olduğu başkaldırı ile birlikte kollar çapraz tutulu pasif genel grevden farklı olan genel grev – kapitalistlere şöyle seslenir: “En uzun kimin dayanabileceğini görelim!” Genel bir grev, evet! Fakat aktif olan bir grev, zaman zaman devrimci genel grevle ilişkili, sade dilde “yağmalama” denilenden çok farklı bir eylem. Aktif genel grev yalnızca çalışan insanların faaliyetlerinin, emeklerinin bir gıdımını bile başkalarına vermeyi reddedebildiği, sadece kendi ihtiyaçları, kendi gerçek ihtiyaçları için çalıştığı zaman muzaffer olacaktır. Bu hala çok uzaktır – fakat sosyalizmden hala çok uzak olduğumuzun, uzun, çok uzun bir yola başladığımızın farkında olmayan kim? İşte bu yüzden Marksizmin can düşmanıyız: çünkü Marksizm çalışan insanların sosyalizmle başlamalarını engellemiştir. Tamah ve zorluğun taşlaşmış dünyasından bizleri çıkaracak olan sihirli sözcük “grev” değil, “çalışmak”tır.
Tarım, endüstri ve zanaat, akli ve fiziki çalışma, öğretme ve çıraklık sistemi yeniden birleştirilmelidir; Peter Kropotkin bunu başarma yöntemlerine dair kendi kitabı Tarla, Fabrika ve Atölye’de çok değerli şeyler söylemiştir.
Halktan, tüm halktan, tüm halkımızdan umudumuzu kesmemeliyiz. Elbette bugün halklar yoktur. Devlet ve para halkın, diğer bir deyişle ruhla birleşmiş insanların yerini alırken bireyler bölünmüş insan parçalarına indirgenmiştir.
Yalnızca ilerlemeci ve ruhsal olan bireyler bir kez daha halkın ruhu ile dolduğu zaman, halkın ön bir biçimi yaratıcı insanlarda yaşadığında ve yürekleri, akılları ve elleri ile hakikatte gerçekleşme talep ettiğinde Halk, varlığa döndürülebilir.
Sosyalizm, her tür bilgiyi gerektirse de bir bilim değildir – doğru yolu yürümek adına, hurafeyi ve yanlış yaşamı terk etmek için gerekli bir koşuldur. Bununla birlikte sosyalizm kesinlikle bir sanat, canlı malzemeyle inşa eden yeni bir sanattır.
Şimdi, tüm sınıflardan kadınlar ve erkekler halka varmak için halkı terk etmeye çağrılmaktadır.
Çünkü işte görev budur: halktan umudu kesmemek fakat aynı zamanda halkı beklememek. Her kim içinde taşıdığı halk cevherine hakkını verirse, her kim kendisi gibi başkaları ile bu doğmamış tohumun ve basıncın hayali biçiminin hatırına, sosyalist düzeni gerçekleştirmek için yapılabilecek her şeyi gerçeğe dönüştürmek amacıyla birleşirse halkı halka gitmek üzere terk eder.
Sosyalizm, kendisi için birleşen, var olan adaletsizlik için en derinden tiksinti ve hakiki bir toplum oluşturma için en güçlü arzuyu ve özlem hissini duyanların sayısına bağlı olarak farklı bir gerçekliğe dönüşecektir.
O halde sosyalist haneleri, sosyalist köyleri, sosyalist toplulukları kurmak için birleşelim.
Kültür herhangi bir özel teknoloji biçimine ya da ihtiyaçların tatminine değil, adaletin ruhuna dayanır.
Sosyalizm çevremizde ve içimizde berbat koşullar yüzünden acı çeken herkesin davasıdır ve çoğu sınıf yakında herkesin bugün şüphe ettiğinden daha çok acıya katlanacaktır. İşçi birlikleri dâhil hiç kimse ahlak ve kendi kefareti açısından parasını tek kalemde vermek ve bu para ile sosyalizmin başlangıcı için toprağı özgürleştirmek dışında sahip olduğu parası ile daha iyi bir şey yapamaz. Toprak özgür olduğunda hiç kimse bu toprağın satın alındığını söyleyemeyecektir
Kim sosyalizm için bir şeyler yapmak isterse, sezilen ve fakat bilinmeyen neşe ve mutluluğun önsezisinden işe koyulmalıdır. Hala öğreneceğimiz çok şey var: çalışma neşesi, ortak çıkar neşesi ve karşılıklı sabır neşesi. Her şeyi unuttuk yine de hepimiz içimizde onu hala hissediyoruz.
Sosyalistlerin kapitalist pazar ile mümkün mertebe irtibatlarını kestiği ve dışarıdan hala gelmesi gereken değer kadar ihracat yaptığı bu yerleşimler sadece küçük başlangıçlardır ve denemelerdir. Böylelikle insan kitleleri, topluluğun yüreğindeki neşe, kendisi ile mutmain yeni ilkel saadete imrenme ile üstesinden gelecektir ki bunlar ülke üzerinde parlamalıdır.
Gerçeklik olarak sosyalizm yalnızca öğrenilebilir; sosyalizm, tüm yaşam gibi bir girişimdir. Şiirsel sözcükler ve betimlemelerle biçimlendirmeye çalıştığımız her şey – işteki çeşitlilik, akli çalışmanın rolü, en uygun ve en az sorgulanabilir takas aracı biçimi, hukuk yerine sözleşmenin takdimi, eğitimin yenilenmesi, tüm bunlar gerçekleştirme eyleminde gerçeğe dönüşecek ve kesinlikle önceden belirlenmiş bir şablona göre düzenlenecektir.
Muhtemelen ileride, düşünce ve tahayyülde net olarak ortaya konmuş biçimlere sahip toplulukları ve sosyalizm topraklarını beklemiş ve öngörmüş olan kişileri hatırlayacağız. Realite kendi bireysel oluşumlarından farklı görünecektir fakat onların bu imgelerinden kaynaklanacaktır.
Burada Proudhon’u ve onun keskin bir biçimde tanımladığı, sözleşme ve özgürlük ülkesine dair asla belirsiz olmayan tasavvurlarını hatırlayalım. Henry George, Michael Flürscheim, Silvio Gesell, Ernst Busch, Peter Kropotkin, Elise Reclus ve başka pek çok kişi tarafından görülmüş ve tarif edilmiş birçok iyi şeyi hatırlayalım.
Hoşumuza gitse de gitmese de geçmişin varisleriyiz; gelecek nesillerin bizim varislerimiz olması için irade toplayalım ki böylece tüm yaşamımızda ve eylemlerimizde gelecek nesilleri ve çevremizdeki insan kitlelerini etkileyelim.
Bu tümüyle yeni bir sosyalizm, yeniden yeni olan bir sosyalizmdir; zamanımız açısından yeni, ifade açısından yeni, geçmişe dair görüşü açısından yeni, pek çok ruh halleri açısından da yenidir. Neyin var olduğuna yeni bir bakışla bakmamız da gerekmektedir: insan sınıflarına, kurumlara ve geleneklere yeniden bakmalıyız. Şimdilerde köylüleri tümüyle yeni bir ışık altında görüyoruz ve bize nasıl muazzam bir görev (onlara konuşmak, aralarında yaşamak ve içlerinde solan ve körelen şeyleri – dini, dışsal ya da yüce bir güce inanç değil, yaşadığı müddetçe birey insanoğlunun kendi içindeki gücüne ve mükemelleştirilebilirliğine inanç – canlandırmak ve yeniden diriltmek görevi) bırakıldığını biliyoruz. Köylünün ve toprak sahibi olmaya sevgisinin nasıl korkulan olduğunu [biliyoruz]: köylülerin çok fazla toprağı yoktur, çok az toprağı vardır ve bu onlardan alınmamalıdır, onlara verilmelidir. Fakat elbette herkes gibi onların da her şeyden önemlisi ihtiyaç duyduğu şey ortak, komünal ruhtur. Ancak onlarda bu ruh, kentli işçilerdeki kadar çok gömülmüş değildir. Sosyalist yerleşimcilerin sadece mevcut köylere gidip oralarda yaşamaları gerekmektedir ve canlanabilecekleri ve on beşinci ve on altıncı yüzyılda içlerinde olan ruhun bugün bile yeniden uyandırılabileceği görülecektir.
insanlara bu sosyalizmden yeni bir dille bahsedilmelidir. Burada birinci, ilk girişimde bulunulmaktadır. Bizler, bizler ve başkaları bunu daha iyi yapmayı öğreneceğiz. Bizler ruhsuz sosyalist biçim olan kooperatiflere ve amaçsız cesaret olan sendikalara sosyalizmi getirmek istiyoruz.
İstesek de istemesek de konuşma ile kalmayacağız; daha ileri gideceğiz. Şimdiki zaman ile gelecek zaman arasında bir boşluk olduğuna artık inanmıyoruz; biliyoruz: “Amerika ya buradadır ya da hiçbir yerdedir”. Şimdi, şu anda yapmadığımız ne varsa onu hiçbir zaman yapmayacağız.
Tüketimimizi birleştirebilir ve her tür paraziti yok edebiliriz. Kendi tüketimimiz için mal üretmek üzere bir sürü zanaat ve endüstri tesis edebiliriz. Bunda, kooperatiflerin şimdiye kadar ilerlediğinden daha ileriye gidebiliriz, zira onlar kapitalist-yönetimli teşebbüs ile rekabet etme fikrinden hala kurtulamıyorlar. Onlar bürokratik, onlar merkeziyetci; işverene dönüşmenin ve sendikalar üzerinden işçileri ile sözleşme aktetmenin dışında kendilerine yardım edemezler. Tüketici-üretici-kooperatifte her bir kişinin kendisi için hakiki bir takas ekonomisi içerisinde çalıştığı, bu ekonomi içerisinde kârlılığın değil işin verimliliğinin belirleyici olduğu; pek çok teşebbüs biçiminin, ör. küçük teşebbüsün, kapitalizmde kârsız olsa da burada tamamen verimli olduğu ve sosyalizmde hoş karşılandığı onların aklına gelmez.
Siz ressamlar, şairler, müzisyenler bunu biliyorsunuz ve yeni halklardan çıkacak olan gücün ve şevkin ve tatlılığın sesleri şimdiden sizden bahsediyor. Tüm kimsesizliğimizde parçalanmış genç insanlar yaşıyor, sağlam insanlar, eski insanlar, test edilmiş ve onaylanmış, asil kadınlar:
Yerleşimler kurabiliriz, gerçi bunlar bir çırpıda kapitalizmden tümüyle kaçamazlar. Fakat biz sosyalizmin bir yol, kapitalizmden uzak bir yol olduğunu ve her yolun bir başlangıcının olduğunu biliyoruz. Sosyalizm, kapitalizmden çıkmayacaktır, ondan uzakta büyüyecektir; kendisini kapitalizme kapatacaktır.
Toprak satın alma aracı ve bu yerleşimlerin ilk işletim fonları, sendikalar ve bize katılan işçi grupları vasıtasıyla ve bize ya tamamen katılmış ya da en azından davamıza katkıda bulunan zengin adamlar kanalıyla tüketimlerimiz bir havuzda toplanarak elde edilecektir. Tüm bunları beklemekte ve bu beklentiyi ilan etmekte tereddüt etmiyorum. Sosyalizm çevremizde ve içimizde berbat koşullar yüzünden acı çeken herkesin davasıdır ve çoğu sınıf yakında herkesin bugün şüphe ettiğinden daha çok acıya katlanacaktır. İşçi birlikleri dâhil hiç kimse ahlak ve kendi kefareti açısından parasını tek kalemde vermek ve bu para ile sosyalizmin başlangıcı için toprağı özgürleştirmek dışında sahip olduğu parası ile daha iyi bir şey yapamaz. Toprak özgür olduğunda hiç kimse bu toprağın satın alındığını söyleyemeyecektir – kendisi de bunu hissetmeyecektir bile -. Çok titiz olmayın, siz işçiler: ayakkabı, pantolon, patates, ringa balığı satın alıyorsunuz; siz, çalışan ve acı çeken insanlar, talihinizin şu ana kadar size oynattığı rol ne olursa olsun, kendi özgürlüğünüzü adaletsizlikten satın almak için gücünüzü bir araya toplamanız ve şu andan itibaren kendi topluluğunuz için ihtiyacınız olanı kendi toprağınız üzerinde yapmanız güzel bir başlangıç olmaz mıydı?
Unutmayalım: eğer doğru ruha sahipsek, o zaman toplum için ihtiyaç duyduğumuz her şeye sahibizdir: bir şey hariç: toprak. Toprak için açlık başınıza gelmeli, siz büyük şehrin insanları!
Kendi kültürleri ile sosyalist koloniler toprakta her yerde, kuzeyde, güneyde, doğuda ve batıda, kâr ekonomisinin süfliliğinin ortasında, her ilde dağıldığında ve görüldüğünde, tarifsiz fakat sessiz tutumlarında yaşama sevinci hissedildiğinde imrenme giderek artacaktır. O zaman, inanıyorum ki halk ilerleyecektir. Halk görmeye, bilmeye ve emin olmaya başlayacaktır. Dış görünüşte sosyalistçe, müreffeh ve keyifli yaşamak için sadece tek bir şey eksik olacaktır: toprak. Ve ardından halklar toprağı özgür kılacak ve artık sahte tanrı için değil insanlar için çalışacaktır. Sonra? Sadece başla: en küçük ölçekte ve en az sayıda insan ile başla.
Devlet, diğer bir deyişle hala cahil olan kitleler, imtiyazlı sınıflar ve her ikisinin de temsilcileri, icrai ve idari kast, bu işe başlayanların yolu üzerinde en büyük ve en küçük engelleri yerleştirecektir. Bunu biliyoruz.
Tüm bu engeller, eğer gerçek engeller iseler, onlarla bizim aramızda en küçük bir boşluk bırakılmaması için yakın ve bir arada durmamız halinde yok edilecektir. Bunlar artık sadece beklentilerde, hayallerde, korkulardaki engellerdir. Bunu şimdi görüyoruz: zamanı geldiğinde yolumuzu her tür engelle kapatacaklardır – ve bu yüzden bizler bu arada hiçbir şey yapmamayı seçeceğiz.
Köprüyü, köprüye geldiğimizde geçeceğiz! Şimdi ileri doğru hareket edelim ki böylece çoğalalım.
Hiç kimse halka şiddet uygulayamaz, bu halkın kendisi hariç.
Ve halkımızın büyük bir kısmı adaletsizliğin ve kendilerine bedenen ve ruhen zarar verenin tarafını tutacaktır çünkü ruhumuz yeterince güçlü ve ikna edici değildir.
Ruhumuz ateş almalı, aydınlatmalı, baştan çıkarmalı ve cezbetmelidir.
Konuşma bunu hiçbir zaman tek başına başaramaz; en güçlü, öfkeli ya da en nazik konuşma dahi yapamaz.
Sadece örnek, bunu başarabilir.
Örneklemeliyiz ve yol göstermeliyiz.
Örneklemek ve Fedakârlık ruhu! Geçmişte, günümüzde ve gelecekte, bu şekilde yaşamayı sürdürmenin imkânsızlığından dolayı her daim isyanda olan bu düşünceye fedakârlık üstüne fedakârlık yapılacaktır.
Şimdi, doğru yaşam biçimi için örnek sunmak üzere başka tür fedakârlıklar, kahramanca olmayan, sessiz, etkileyici olmayan fedakârlıklar yapmak gerekmektedir.
Sonra az olan çoğa dönüşecek ve çok olan da az olacak. Yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce -çok az çok az!
Yine de engeller aşılacak zira doğru ruh sahibi olanlar kurarak en güçlü engelleri yok edecek.
Sosyalizmi inşa etmek için elinden geleni yapmak isteyen herkese çağrıda bulunuyorum. Sadece şu an gerçektir ve insanlar şu an yapmadığı her şeyi birden yapmaya başlamayacak, sonsuza dek yapmayacaktır. Hedef halktır, toplumdur, topluluktur, özgürlüktür, güzelliktir ve yaşam sevincidir.
Ve nihayet, nihayet çok uzun zamandır parlamış ve alevlenmiş olan sosyalizm, en sonunda ışık yayacak. Ve insanlar ve halklar büyük bir kesinlikle bilecekler: sosyalizm ve sosyalizmi gerçekleştirecek araçlar, tümüyle ve topyekûn, kendi içlerindedir, onların arasında bulunmaktadır ve sadece tek bir şeyden yoksundurlar: toprak! Ve toprağı özgür kılacaklar çünkü hiç kimse halka engel çıkarmayacak zira halk artık sosyalizme gölge etmeyecek.
Sosyalizmi inşa etmek için elinden geleni yapmak isteyen herkese çağrıda bulunuyorum. Sadece şu an gerçektir ve insanlar şu an yapmadığı her şeyi birden yapmaya başlamayacak, sonsuza dek yapmayacaktır. Hedef halktır, toplumdur, topluluktur, özgürlüktür, güzelliktir ve yaşam sevincidir. İnsanların slogan atmasına ihtiyacımız var; bu yaratıcı arzu ile dolmuş herkese ihtiyacımız var; eylem adamlarına ihtiyacımız var. Bu sosyalizm çağrısı, ilk başlangıcı yapmak isteyen eylem adamlarına ithaf olunur.
Bu kelimeleri ve kelimelerin arkasındaki hissiyatı hâlihazırda kendisine ithaf edildiği zaman duymamış olan herkese şimdi kısmen söylenmesine izin verin: insanların bizleri anlayabilmesi için benzeri pek çok fikri seslendirdiğimiz ve yanlış uygulanmış ya da yetersiz eğreti, güncel kelimeleri reddettiğimiz gibi, aynı durum bu kelimenin, sosyalizmin başına da gelebilir. Belki de bu çağrı daha iyi, daha derin ve daha ümit verici bir kelime bulma yolunun da başlangıcıdır. Herkes hâlihazırda bilmelidir ki sosyalizmimizin kırsal, pastoral barış ile sırf ekonomiye ve hayatın gerekleri için çalışmaya adanmış geniş bir yaşam arzusuyla ya da muhteşem rahatlıkla hiçbir ortak yanı bulunmamaktadır. Burada ekonomiden çok konuşuldu; ekonomi kendi yaşamımızın temelidir ve öyle dönüşmelidir ki hakkında az konuşulur hale gelsin. Selam olsun içinde olduğumuz bu zamanda hiç bir ekonomiye ve hiçbir mekâna katlanmayan siz avarelere, berduşlara ve serserilere. Selam olsun yaratıcılığı zamanı aşan sanatçılara. Selam olsun yaşamlarını soba borusunda pörsütmek istememiş siz eski savaşçılara! Bugünün savaş, savaş tehditleri ve vahşilik dünyasında ne varsa hepsi neredeyse tümüyle kimsesizlik ve tamahın yalnızca kaba bir maskesidir: kişilik, vefa ve şövalyelik ender bulunur hale gelmiştir. Selam olsun, hiçbir kelimenin dışarı çıkmadığı kalplerinin derinliklerinde önerileri olan siz kekemelere, siz sessiz olanlara: bilinmeyen yücelik, konuşulmayan mücadeleler, ruhun derinden acı çekişi, delişmen neşeler ve kederler şu andan itibaren hem bireyler hem de halklar açısından insanoğlunun talihi olacaktır.
Siz ressamlar, şairler, müzisyenler bunu biliyorsunuz ve yeni halklardan çıkacak olan gücün ve şevkin ve tatlılığın sesleri şimdiden sizden bahsediyor. Tüm kimsesizliğimizde parçalanmış genç insanlar yaşıyor, sağlam insanlar, eski insanlar, test edilmiş ve onaylanmış, asil kadınlar: orada burada, kendi bildiklerinden daha fazlası olan çocuk kalpli insanlar yaşıyor. Her birinin içinde bir gün yeni insanları ele geçirecek ve şekillendirecek ve ileri sürecek inanç ve büyük neşe ve büyük acının kesinliği yaşıyor. Acı, kutsal acı: gel, ah gel yüreklerimize! Bulunmadığın yerde barış asla olmayacak. Siz hepiniz – ya da o zamanlar çok mu azdınız?- rüyanın güldüğü ve ağladığı siz hepiniz, eylem soluyan siz hepiniz, içinizde derin coşkuyu hisseden siz hepiniz, günümüzde çevremizde olan hırpani saçmalık ve süflilik için değil sefalet ve zorluk denen dava ve delilik ve gerçek sıkıntı için umutsuzluğa kapılmak isteyen siz hepiniz, bugün yalnız olan ve içinde içsel bir biçim, imge ve bastırılmış yaratıcı enerji ritmi barındıran siz hepiniz, yüreklerinizden buyurabilen siz hepiniz: sonsuzluk adına, ruh adına, hakiki yol olmak isteyen imge adına insanoğlu helak olmasın. Bugün kendisine zaman zaman proletarya, zaman zaman burjuva, zaman zaman yönetici kast denen gri-yeşil, kalın çamur ve her yerde, yukarıda ve aşağıda bulunan tiksindirici kütleden başka bir şey değildir. İnsanlar tarafından çarpıtılan bu korkunç itici tamahın, doymuşluğun, yozlaşmanın bundan böyle bizi kirletmesine ve boğmasına izin verilemez: hepsi sosyalizme çağrılmaktadır.
Bu bir ilk sözdür. Daha da fazlası söylenmelidir. Söylenecektir. Burada çağrılan ben ve diğerleridir.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/?p=5545
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.08.12 11:44 Haberfutbol24 12 Ağustos 2019 Pazartesi Spor Haberleri

12 Ağustos 2019 Pazartesi Beşiktaş Haberleri
Beşiktaş'tan transfer atağı! İşte listedeki 4 yıldız!
Siyah-Beyazlılar, Abdullah Avcı’nın raporu doğrultusunda kadroya yeni takviyeler yapmak için çalışmalarını sürdürüyor. İlk etapta hücumhattını güçlendirmeyi planlayan yönetim, forvet için Aboubakar, kanat için de Elyounoussi’nin peşinde! Kaleye de Türk bir isim almak isteyen yönetim, Başakşehirli Volkan Babacan’ı renklerine bağlamak için düğmeye bastı. Beşiktaş, ek olarak Süper Lig ekibi Sivasspor’un genç oyuncusu Emre Kılınç için de nabız yoklamaya başladı.
Yeni sezon öncesinde kadrosunu; Tyler Boyd, Douglas ve Pedro Rebocho’yla güçlendiren Siyah-Beyazlılar, transferde gaza basmaya devam ediyor. Teknik direktör Abdullah Avcı’nın raporunun ardından çalışmalara başlayan ve Avusturya kampında yaşanan üst üste sakatlıklar sebebiyle hedef alanını genişleten Beşiktaş yönetimi, son olarak 4 isim üzerine yoğunlaştı. Avcı’nın ısrarla istediği sol stoper transferi için yoğun mesai harcayan Kara Kartal, Burak Yılmaz’ın sakatlığı sonrası forvet, Loris Karius’un da yaklaşık sahalardan 1 ay uzak kalacak olması sebebiyle kaleye de takviye yapacak. Ek olarak Beşiktaş, genç isimler üzerine de çalışmalarını sürdürüyor. İşte Kartal’ın listesi...
1- VINCENT ABOUBAKAR
Siyah-Beyazlı formayı 2016-17 sezonları arasında kiralık olarak giyen Vincent Aboubakar, Burak Yılmaz’ın sakatlığının ardından tekrar Kara Kartal’ın transfer hedefleri arasına girmişti. Kendi kulübünde teknik direktör Sergio Conceiçao’nun kadro alternatifleri arasında yer almayan Kamerunlu futbolcu da geri dönüş için yeşil ışığı yakmıştı. Bu gelişmenin ardından Mavi-Beyazlılar’la oyuncunun menaceri aracılığıyla ilk teması kuran yönetim, ‘7 milyon Euro’luk cevap almıştı. Kulübüyle 2021 yılına kadar sözleşmesi bulunan oyuncuyu ilk etapta kiralık olarak kadrosuna katmak isteyen Beşiktaş’ın, bu cevabın ardından Porto’yu satın alma opsiyonlu kiralama formülüne ikna etmeye çalıştığı belirtildi.
2- MOHAMED ELYOUNOUSSI
Almanya ekibi Schalke’yle yol ayrımında bulunan Ukraynalı kanat oyuncusu Yevhen Konoplyanka için uzun süredir çalışmalarını sürdüren Kara Kartal, yıldız ismin 3 milyon Euro’luk maaş talebinden geri adım atmaması sonrasında bu oyuncuyla yapılan görüşmeleri askıya almıştı. Bu gelişmenin ardından hedefini İngiltere Premier Lig ekibi Southampton’ın Fas asıllı Norveçli kanat oyuncusu Mohamed Elyounoussi olarak belirleyen yönetim, 25 yaşındaki futbolcu için menacerler aracılığıyla sürdürüyor. Siyah- Beyazlılar’ın, yeni haftada Ada ekibiyle resmi olarak görüşmelere başlayacağı ifade edildi. Sevilla ve Celta Vigo’nun radarında bulunan tecrübeli oyuncu, Beşiktaş’a gitmek istiyor.
3- VOLKAN BABACAN
Tolga Zengin’le yollarını ayırmasının ardından yeni bir Türk kaleci arayışlarını sürdüren Siyah-Beyazlılar, Loris Karius’un da sakatlanmasının ardından temaslarını hızlandırdı. Bu doğrultuda ilk hedef olarak Bursaspor’un genç kalecisi Muhammed Şengezer’i belirleyen Beşiktaş’a, bu transferde Başakşehir rakip olarak çıktı. Bu gelişme sonrasında iki kulübün arasındaki iyi ilişkileri kullanma kararı alan yönetimin, Muhammed’in Başakşehir’e transferine engel olmayıp bunun karşılığında Volkan Babacan’ı isteyeceği ifade edildi. İstanbul temsilcisinde Mert Günok’un gölgesinde kalan 31 yaşındaki file bekçisinin de bu transfere olumlu baktığı bildirildi.
4- EMRE KILINÇ
Kara Kartal’da yeni sezon öncesinde transfer çalışmaları tüm hızıyla devam ederken yönetim, yaşlanan kadroyu gençleştirmek için de hamlelerini sürdürüyor. Spor Toto Süper Lig ek iplerinden Sivasspor’un 24 yaşındaki sol kanat oyuncusu Emre Kılıç’ı hedefleri arasına ekleyen Beşiktaş’ın, temaslarını sürdürdüğü ifade edildi. Orta sahada sol kanada ek ol arak orta sahanın merkezinde ve sağ bölgesinde de forma giyebilen genç oyuncu için 500 bin Euro’luk bütçe belirleyen yönetimin, bu hafta içerisinde Sivasspor’la resmi görüşmelere başlaması bekleniyor. Başarılı futbolcunun da kariyerinde böyle önemli bir adım atmaya kendisini hazır hissettiğini yönetime ilettiği kaydedildi.
Beşiktaş'ın gençlerinde hayat var!
Beşiktaş'ın genç oyuncuları, Panathinaikos karşısında sergiledikleri performansla teknik direktör Abdullah Avcı’nın beğenisini kazandı. Tecrübeli çalıştırıcı, gençleri yeni sezonda birçok Süper Lig karşılaşmasında da görevlendirmeyi hedefliyor.
Spor Toto Süper Lig öncesindeki son hazırlık maçına önceki akşam Atatürk Olimpiyat Stadı’nda Panathinaikos karşısında çıkan Siyah-Beyazlılar, rakibiyle 2-2 berabere kalmıştı. Oyunun ilk bölümünde Erdem Seçgin ve Muhayer Oktay’ın golleriyle 2-0 öne geçen ancak ikinci yarıda Christos Donis’in gollerine engel olamayan Beşiktaş, sahadan beraberlikle ayrılsa da gençlerin performansı alkış topladı. Panathinaikos karşısında genç ağırlıklı kadro sahaya süren Beşiktaş Teknik Direktörü Abdullah Avcı da oyuncularının genel olarak performansından memnun kaldığı ve birçok genç oyuncuyu yeni sezonda kullanma kararı aldığı kaydedildi.
‘Hayalim gerçek oldu’
Yunanistan temsilcisi karşısında takımın ilk golünü kaydeden Erdem Seçgin, maçın ardından Twitter hesabından açıklamada bulundu. 19 yaşındaki orta saha oyuncusu, “Bu formayı ilk giydiğim günden beri hep taraftarımızın önünde gol attığım günü hayal ettim. Çok şükür bugün en büyük hayalim gerçek oldu. Kuzenim Yiğit’in hastalığını öğrendiğimiz bu tatsız günlerde, bu gol ona savaşma gücü versin, Yiğit’imize şifa getirsin. Benim için en güzel deneyimlerimden birisi oldu. Her şeyiyle çok özel bir akşamdı. Devamının gelmesi için çok çalışmaya devam” sözlerini sarf etti.
Beşiktaş sahasına kavuştu
Beşiktaş Nevzat Demir Tesisleri'ndeki ana idman sahasının zemini yenilendi.
Siyah-Beyazlılar, geçen sezon Vodafone Park ve Nevzat Demir Tesisleri’nde kötü zemin sorunu yaşanmıştı. Hibrit çim uygulamasıyla Türkiye’de fark yaratan ve büyük beğeni alan zemin, geçen sezon başında etkisini kaybetmişti. Yeni sezon öncesi yapılan çalışmalarla Nevzat Demir Tesisleri’ndeki 1 numaralı ana saha, adeta hayran bıraktı. Ortaçizgi.com’un ulaştığı görüntülere göre, Nevzat Demir Tesisleri’ndeki idman sahası, yeni sezon öncesinde ilk günkü haline getirildi.
Beşiktaş'ta kombineler 22 bini aştı
Kara Kartal, Spor Toto Süper Lig’de ilk hafta maçında cumartesi günü Sivasspor deplasmanına gidecek.
Beşiktaş’ın yeni sezon kombine kartlarının satışları ise devam ediyor. Şu ana kadar 22 bin 200 kombine kart satışının yapıldığı öğrenildi. Siyah-Beyazlılar, taraftarı önündeki ilk maçına ise ligin ikinci haftasında 23 Ağustos Cuma günü Göztepe karşısında çıkacak.
Şenol Güneş'ten Abdullah Avcı sözleri!
A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Şenol Güneş, Demirören Haber Ajansı'na (DHA) özel önemli açıklamalarda bulundu. Güneş, "Abdullah Avcı'nın karakter olarak Beşiktaş'a uygun olduğunu düşünüyorum. Efendi, saygıdeğer ve işini çok seven birisi. Başarılı olacağını düşünüyorum ve başarılı olmasını da bekliyorum" dedi.
Milli takımda birçok iyi kaleci olduğunu ancak özellikle sol stoper ve sol bekte sayıca az oyuncu olduğunu belirten Şenol Güneş, "Kaleci sayımız çok fazla, bu yüzden en iyi olanları seçmeye çalışıyoruz. Kötüden veya yokluktan seçmektense varlıktan en iyisini seçmek bizim için daha iyi. Zaten bunun sayılabilmesi ve kadroyu 11 yapabilmek çok önemli. 11 - 15 kişi saydıktan sonra rekabet geliyor. Arka taraftan gelen adamın asıl oyuncuyu geçmesi gerekli diye düşünüyorsunuz. Şu anda Mert, Uğurcan, Gökhan, Altay ve Muhammed de milli takımda olan arkadaşlar ve hepsi de iyi. Tecrübeli olan kaleciler de var, çok sıkışırsak onları da alabiliriz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her arkadaşımızı burada oynatabiliriz. Yeter ki o başarıyı bize göstersinler. Dolayısıyla kalecide şu anda çok büyük sorun olduğunu düşünmüyorum. Mesela sol bekte ve sol stoperde sayıca az oyuncularımız var. Stoperde iyi arkadaşlarımız var ama sol ayaklı bir stoperimiz yok. Sol bekte ideal anlamda şu anda sayısal bir fazlalığımız da yok. Lige baktığımızda takımlarda da bunu görüyoruz. Onun dışında diğer mevkilerde bir sorunumuz yok ve bu güzel bir şey. Şimdi onu da dizayn etmemiz gerekiyor. Mesela diyelim ki sol ayaklı bir sol stoper ve sol bek eksiğimiz var, bunu genç takımlarla ve kulüplerle diyalog kurarak şimdiden tohumunu atmamız gerekiyor. Bu bir eksikliktir. Geçmişte mesela takımımızda defans oyuncumuz çok vardı, ancak forvet oyuncumuz yoktu. Şimdi forvette de oyuncularımız var ki bunların birçoğunu Avrupa'ya gönderiyoruz. Üretimi biraz planlayarak yapmamız lazım, şansa bırakmamak gerekiyor" dedi.
"AVRUPA'DA EN BÜYÜK SORUMLULUK GALATASARAY'A DÜŞÜYOR"
Avrupa'da bu sezon ülkemizi temsil edecek olan takımlar hakkında da konuşan Güneş, "UEFA Avrupa Ligi'nde Yeni Malatyaspor iyi bir başlangıç yaptı. İlk defa katıldığı bir kupada moral, güven ve tecrübe kazandı. Partizan takımını da eleyebilir, başarılar diliyorum. Trabzonspor da Sparta Prag'ı eleyebilir. Trabzonspor, geçen sene iyi bir kadro oluşturdu. Bu sene de iyi bir başlangıç yapmasını bekliyorum. Değişim var ama çok köklü bir değişim yok. Başakşehir'e de başarılar diliyorum. Olympiakos'la denk bir maç olacağını düşünüyorum. Olympiakos'un tecrübesi var ama Başakşehir de eleme maçlarını birkaç defa oynadı. İnşallah bu sefer geçer. Çünkü bu konuda hep başarısız olduk, genelde elemeye katılan Şampiyonlar Ligi'ndeki takımımız maalesef kaybediyordu. İnşallah bu sefer onlar da katılır ve Galatasaray'la birlikte Şampiyonlar Ligi'nde iki takımımız olur. Beşiktaş da Avrupa Ligi gruplarına direkt katılacak. O da başarılı olacak inşallah, daha rakipleri de belli olacak. Şu anki takımlarımıza baktığımızda Avrupa kupalarında yarışmaya hazırlar. Burada en büyük sorumluluk Galatasaray'a düşüyor, çünkü Şampiyonlar Ligi çok önemli. En üst seviyede bir yarışma yani. Dünya Kupası milli takımlar için neyse, Şampiyonlar Ligi de kulüpler için önemli turnuvalar diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı.
"ABDULLAH AVCI'NIN BAŞARILI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"
Tecrübeli hoca, eski kulübü Beşiktaş'ın yeni hocası Abdullah Avcı'nın yeni kulübünde yabancılık çekmeyeceğini ifade ederek, "Abdullah Avcı ile ligde Beşiktaş'la yarışırken rakip olduk. Ligde son yıllarda çok başarılı bir antrenör, başarılarını kimse inkar edemez. Daha önce İstanbulspor'da kısa süre beraber olduğum bir oyuncuydu. Karakter olarak da Beşiktaş'a uygun olduğunu düşünüyorum. Efendi, saygıdeğer ve işini çok seven birisi. Başarılı olacağını düşünüyorum ve başarılı olmasını da bekliyorum. Kulüpteki yöneticileri ve oyuncuları da tanıyor. Dolayısıyla yabancılık çekeceğini düşünmüyorum" şeklinde konuştu.
"ÖDEME SORUNU AZ OLAN TAKIMLARIN DAHA BAŞARILI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"
DHA'ya yaptığı açıklamada, kulüplerdeki başarının anahtarının ekonomik dengeler olduğunu vurgulayan Şenol Güneş, "Kulüpte başarı, aslında ekonomik dengeler olacaktır. Bunu yaşadığım için söylüyorum. Bu yeni bir şey değil. Geldiğim ilk gün de bu sorun vardı, bugün de aynı sorun var. Kulüplerin belirli bir bütçesi olur ve ona göre harcarsınız. Avrupa'daki birinci madde; hiçbir oyuncu ve hiçbir hoca anlaşmanın gereğinden çıkamaz. Bizde ise anlaşmaya hiç uyulmaz. Bu düzeltilmeden futbolun özünü konuşamayız. Yaptığımız işte bir yanlışlık var. Bunu yönetici de hoca da personel de herkes biliyor. Bu çözülmeden olmaz. Mesela futbolcularımız Avrupa'ya, Uzak Doğu'ya gidiyor ve oraların hep tarihinde vardır. Hiçbir oyuncunun 'paramı kulüpten alır mıyım, alamaz mıyım' diye düşünmemesi lazım. Oyuncuyla ya da hocayla anlaştıysanız, o ödeme tarihi de bellidir ve o para gider. O yüzden hep duyuyoruz işte 'ödemeler yapılmadı, kriz var' gibi. Bazen dışarıya yansıyor, bazen de yansımıyor ve bu durum takım dengelerini bozuyor. Takım içi dengeyi de bozuyor. Bir kısmına veriliyor, bir kısmına verilmiyor, bir kısmı ihtarname çekip alıyor. Bu huzur kaçırıyor. Hoca eğer yeniyse bir süre dayanıyor. Sonra hocanın da, yöneticinin de, oyuncunun da fonksiyonu kalmıyor. Sapla saman karışıyor. Onun için ekonomik dengelerin yarışı etkileyeceğini düşünüyorum. Ödeme sorunu az olanların daha başarılı olacağını düşünüyorum, ancak kadroları iyiyse tabii. Diyeceksiniz ki ekonomik olarak iyi oyuncuları alıyorlar çünkü paraları var ama paraları öderlerse başarı gelir. Ödemezlerse o kendilerine problem olur" diye konuştu.
"BEŞİKTAŞ ŞAMPİYONLUK YARIŞININ DA DOĞAL ADAYIDIR, İSİMLERİ YETER"
Süper Lig'deki büyük takımların gelecek sezondaki durumları hakkında yorumlar yapan Güneş, şunları kaydetti:
"Ligin heyecanı ve kalitesi için maçları görmek lazım. Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'ne hazırlandığı için daha farklı transferler yapıyor. Fenerbahçe eksikleri itibarıyla transferler yapıyor. Beşiktaş da aynı şekilde. Trabzonspor'un da iyi bir kadrosu var. Yusuf'u kaybetmesine rağmen yeni oyuncular aldı. Gördüğüm kadarıyla şampiyonluk yarışında olabileceğini hissettirmek istiyor. Beşiktaş zaten göreve geldiğim ilk gün de söyledim, her büyük takımda olduğu gibi onlar da şampiyonluk yarışının da doğal adayıdır, isimleri yeter. Başakşehir de şampiyonluğu zorlayacaktır."
"TRABZONSPOR'DA 'KENDİM BURADAN GİDEYİM' DEMEDİM, GİTMEK ZORUNDA KALDIM"
Şu an teknik direktörlük kariyerine yeni başlayan bir antrenör olsa, Avrupa'ya giderek kariyerini sürdürmek istediğini belirten Şenol Güneş, "Bu işe yeni başlasam Avrupa'ya gidip başarılı olurum diye düşünüyorum ama işin sonuna geldik. Futbolculuğu da kalecilik dönemimde geç devreye soktum. Genç takımlarda olmadan A Milli Takıma geldim. Aynı şekilde antrenörlük olarak da son dönemlerimde bir çizgi yakaladım. 2002'de Dünya Kupası'ndan sonra gidebilirdim. Ancak çalıştığım ve yaptığım iş itibarıyla hep bir kulüpte kalma imkanım oldu, o da en çok Trabzonspor oldu. Ben Trabzonspor'dan dışarıya pek gitmedim. Gitmek zorunda kaldım. Trabzonspor'dan ayrılışım hep öyle oldu, ben kendim buradan gideyim demedim. Oyuncuyken de ben Trabzonspor'dan ayrılmadım. Antrenörken ayrılmak zorundasınız çünkü tek adamsınız ve başarısız olarak göründüğünüzde sizi istemediklerinde gideceksiniz. Öyle ayrılıklarım oldu. Bir tek yurt dışına Güney Kore'ye gittim. Uzak olmasını istedim çünkü Türkiye'de o günkü koşullar altında kaldığımda hem kendime, hem de bulunduğum ortama zarar vereceğimi düşündüm. Bu yüzden uzağa gittim. Avrupa farklı bir dünya, ona hazırlanmanız lazım. Yeni arkadaşların da ona göre hazırlanmaları gerekir, aynı oyuncular gibi. Eğer onlara hazırlanmazsanız benim gibi geç kalırsınız. Çünkü onlar da sizi alırlarken kendilerine göre hesap yapacak ve belirli bir beklentileri olacak. Yeni bir antrenör çıkarmak istiyorsak ligde çalışan antrenörlerimizin Avrupa'da çalışacak tarzda hazırlanmaları lazım. Bizim zamanımızda şartlar çok kısıtlıydı ve böyle bir hazırlanma imkanımız yoktu. Kendi koşullarımızla büyümeye çalıştık. Bugün ise kendinizi uluslararası olarak hazırlıyorsunuz. Dünya çapında düşünürsek zaten en önemli Avrupa ve orayı düşünmeliler. Orada çalışan antrenör de her yerde çalışabilir" açıklamasında bulundu.
Beşiktaş’ın yeni transferi Pedro Rebocho İstanbul'da
Beşiktaş'ın Fransa'nın Guingamp takımında kadrosuna kattığı yeni transfer Pedro Rebocho, İstanbul'a geldi. Rebocho, bugün sağlık kontrollerinden geçtikten sonra resmi imzayı atacak.
İlk kez FANATİK’in duyurduğu Beşiktaş’ın yeni sol beki Rebocho akşam saatlerinde İstanbul’a geldi. Portekiz'in Lizbon kentinden kalkan uçakla saat 22.20'de İstanbul Havalimanı'na ulaşan Pedro Rebocho'yu siyah beyazlı kulübün yetkilileri karşıladı. Fransız ekibi Guingamp'dan satın alma opsiyonlu bir yıllık kiralık olarak kadroya katılan sol bek oyuncusu Rebocho, bugün sağlık kontrollerinden geçtikten sonra resmi imzayı atacak.
24 yaşındaki oyuncuyu Marsilya’nın elinden kapmayı başaran Siyah-Beyazlılar’ın, Portekizli futbolcuyu hemen takımla çalışmalara başlatacağı öğrenildi.
Beşiktaş Maçı Canlı İzle, Taraftarium 24 İzle, Justin Tv, Şifresiz Maç İzle
12 Ağustos 2019 Pazartesi Fenerbahçe Haberleri

Berke Özer: Güçlü döneceğim

Fenerbahçe’den kiralık olarak Westerlo’nun yolunu tutan Berke Özer, “Kimseye asla bir kırgınlığım olamaz. Geçen sezon şans bulabileceğim bir ortam yoktu. Bu sene oynamam gerekiyordu. Hem Avrupa’yı tecrübe etmek hem de kendimi geliştirmek için burayı seçtim. Çok daha güçlü döneceğim” dedi.
"Fenerbahçe’nin önce taraftarı, sonrada futbolcusuyum. Geçen sezon şans bulabileceğim bir ortam yoktu malesef. Bu sezon daha geriye gitmemek için oynayacabileceğim bir takım seçmem gerekiyordu, ben de öyle yaptım. Hem de bana göre en doğru seçimi yaptım. Çünkü Avrupa’da oynamak her zaman hayalimdi. Westerlo’da bu tecrübeyi yaşama fırsatı buldum. Mümkün olduğunca fazla forma şansı bulmak ve Fenerbahçe’ye daha güçlü dönmek istiyorum. İki maçımızı geride bıraktık ve şansı buldum. Fenerbahçe’ye yeni sezon için başarılar diliyorum. Seneye şampiyon bir takıma döneceğimden şüphem yok.”

‘Altınordu sayesinde...’

“Belçika’ya uyum sağlamak hiç de zor olmadı. Aksine çok çabuk adapte oldum. Çünkü dil problemim yok. Altınordu her oyuncusunu Avrupa’yı düşünerek hazırlıyor. Saha içi kadar saha dışı donanımı da kazanmamızı sağlıyor. Buraya gelince dolayısıyla yaptığımız bu çalışmaların deneyimini daha iyi anlıyoruz.”

Ferdi Kadıoğlu göze girdi!

Fenerbahçe'de süre alamadığı için ayrılmak isteyen Ferdi Kadıoğlu, daha sonra oynadığı maçlarda başarılı bir performans sergileyerek teknik ekibin gözüne girdi.
Genç futbolcu, ilk hazırlık maçlarında süre alamamıştı. Bu nedenle sosyal medyadaki Fenerbahçe fotoğraflarını silip, ayrılmak istedi. Audi Cup’la birlikte forma şansı bulmaya başlayan Ferdi Kadıoğlu son olarak Sivasspor karşısında da başarılı bir performans sergiledi. Maça 11’de başlayan 19 yaşındaki oyuncunun ikinci yarının başına oyundan alınması, taraftarın tepkisini çekti.

Victor Moses hayal kırıklığı!

Geçtiğimiz sezona iyi başlayan Victor Moses bu sezon takımla birlikte kampın tamamında yer alsa da beklenen performansı gösteremedi.
Nijeryalı futbolcu, geçtiğimiz sezon ocak ayında geldiği Fenerbahçe’ye güzel bir başlangıç yaptı. Ancak haftalar geçtikçe formu düştü. Victor Moses, kampın tamamında takımla çalışmasına rağmen bir türlü form tutamadı. Sivasspor karşısında 71 dakika sahada kalan 28 yaşındaki futbolcu, Kruse’ye asist yapsa da Fenerbahçe’nin en etkisiz oyuncularından biri oldu.

Alper Potuk sabır taşırdı

Taraftarlar, bir türlü beklentileri karşılayamayan Alper Potuk’un sürekli şans bulması nedeniyle kızgın.
Alper’in Real Madrid maçında kaptan olarak sahaya çıkması, tribünlerde Ersun Yanal arasındaki iplerin gerilmesine neden olmuştu. Kadıköy’deki Cagliari maçında yoğun protestoya maruz kalan 28 yaşındaki oyuncunun Sivas karşısında da oynaması, sosyal medyada eleştiri konusu oldu.

Khedira'nın derdi başka!

Sami Khedira, ilk görüşmede Fenerbahçe’yi reddetti. Tecrübeli orta saha oyuncusu, Juventus’un sözleşmesini feshetmesini istiyor. Bu sayede hem 4 milyon Euro kazanacak hem de Arsenal’e imza atabilecek.
Fenerbahçe, Alman yıldız için Juventus ile temas kurdu. İtalyan ekibi, Khedira konusunda her türlü kolaylığı sağlamaya hazır olduğunu belirtip, oyuncuyla görüşmeye izin verdi. Ancak İtalyan basınına göre 32 yaşındaki futbolcu, gelen tüm teklifleri geri çevirdi. Khedira’nın bu tavrı, Juventus Yönetimi’ni kızdırdı. Tunus asıllı oyuncunun, İtalyan ekibinden tazminatı vererek sözleşmeyi feshetmelerini istediği kaydedildi. Khedira bu sayede bir taşla iki kuş vuracak.

Juventus soğuk bakıyor

Hem Juventus’tan 1 senelik maaşı olan 4 milyon Euro’yu alabilecek. Hem de sadece serbest olan oyuncuların transferine izin verilen Premier Lig’de, Arsenal ile anlaşabilecek. İtalyan devi ise tazminat vermemek adına utbolcusunu gerekirse hiç bonservis almadan başka bir kulübe satmak istiyor. Ancak şimdilik Khedira, talebinde geri adım atacak gibi görünmüyor.
Fenerbahçe Maçı Canlı İzle, Futbol Cafe TV, Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle
12 Ağustos 2019 Pazartesi Galatasaray Haberleri

Feghouli'ye İtalya dönüşü operasyon!

Galatasaray'ın Cezayirli futbolcusu Feghouli, Fiorentina ile oynanan maç sonrasında İstanbul'da böbreklerinden ameliyat oldu.
alatasaray'da Fatih Terim'den sonra bir isim daha ameliyat edildi. Sarı kırmızılıların Cezayirli futbolcusu Sofiane Feghouli, İstanbul'a dönüş sırasında yaşadığı böbrek sancısı sonrasında, takımın sponsor hastanesinde bıçak altına yattı.
Kulübün resmi internet sitesinden Feghouli'nin durumu ile ilgili şu açıklama yapıldı:
Floransa dönüşü uçakta renal kolik (böbrek sancısı) şikayeti olan oyuncumuz Sofiane Feghouli sponsor hastanemiz Liv Hospital Üroloji kliniğinde Prof. Dr. Orhan Tanrıverdi başkanlığında endoskopik üreter taşı çıkarılması ameliyatı geçirmiştir.
Oyuncumuzun sağlık durumu iyi olup tedavisi devam etmektedir.

Galatasaray Kostas Mitroglou'nun maaşından kurtuluyor!

Galatasaray'ın geçen sezon devre arasında Marsilya'dan 1,5 sezonluğuna kiraladığı ancak bir türlü istenilen seviyeye ulaşamayan Kostas Mitroglou'dan iyi haber geldi.
Özellikle Fransa'dan talipleri olan ayrıca İtalya'dan Lecce ve İspanya'dan da Getafe'nin transferi için uğraştığı 31 yaşındaki Yunan forvet için Nantes bir adım öne geçti.
Galatasaray'la transfer konusunda anlaşan Fransızların, başarılı golcünün maaşının tamamını, yani 2,7 milyon euroyu ödemeyi kabul ettiği öğrenildi.
Böylece Galatasaray'ın maaş yükünde nefes alacağı bir boşluk oluşacak. Bilindiği üzere Mitroglu Marsilya'nın sözleşmeli oyuncusu ancak Galatasaray'la olan kiralık sözleşmesi de 2020 yılı haziran ayına kadar. Dolayısıyla Nantes'ın Sarı Kırmızılılar'ı ikna etmesi gerekiyor. Mitroglou'nun Marsilya'yla olan sözleşmesi ise 2021 yılı haziran ayında bitiyor.
Tecrübeli golcü geçen sezon ocak ayında kadroya katılmış ancak performansı beklentilerin çok ötesinde kalmıştı. 7 lig maçında 1 gol, 1 asistle oynayan oyuncu Akhisar maçında uzatma dakikalarında attığı gol ile takıma galibiyeti getirmiş ve şampiyonluk yolunda önemli katkı sağlamıştı.

Galatasaray'da Fatih Terim ameliyat oldu!

Galatasaray, teknik direktör Fatih Terim'in bel fıtığı ameliyatı olduğunu açıkladı.

Galatasaray'dan yapılan açıklama şu şekilde:

Teknik Direktörümüz Sayın Fatih Terim, bir süredir belinde yaşadığı rahatsızlık nedeniyle takımımızın İstanbul’a varışıyla sponsor hastanemiz Liv Hospital Beyin Cerrahisi kliniğine getirilmiş ve Prof. Dr. Mustafa Kemal Hamamcıoğlu başkanlığında başarılı bir bel fıtığı ve dar kanal ameliyatı geçirmiştir.
Hocamızın durumu iyi olup tedavisi devam etmektedir.

Bir bomba da orta sahaya: Fred

Falcao’nun ardından artık gözler tamamen ön libero transferine çevrildi. İngiliz basını, Manchester City’nin yıldızı Fred’in kiralık olarak Galatasaray’a transfer olabileceğini yazdı.
3 kupalı şampiyon Galatasaray, Devler Ligi kadrosunun son halkalarını tamamlıyor. Avrupa’nın en iyi golcülerinden Falcao’yu bitiren Sarı Kırmızılılar’da, şimdi sıra orta sahaya geldi. Seri’nin yanına en az onun kadar kaliteli bir transfer yapmayı hedefleyen Cim Bom’un gündeminde önemli isimler bulunuyor. Bunlardan biri de Fred. Manchester United’ın 26 yaşındaki Brezilyalı yıldızı, 2018 yılında Shakhtar Donetsk’ten 59 milyon Euro bonservis bedeliyle İngiltere’nin yolunu tutmuştu. Fakat Fred için Ada macerası pek de iyi geçmiyor.

Seri ile müthiş ikili

The Sun Gazetesi, Galatasaray’ın kiralık olarak Fred’i istediğini ve oyuncunun da Şampiyonlar Ligi faktörü nedeniyle bu teklife soğuk bakmadığını yazdı. Bu transferin gerçekleşmesi halinde Cim Bom, Fred-Seri ikilisiyle rakiplerine karşı iyice psikolojik üstünlük kurmuş olacak.

Emre Mor: Daha iyi oynamalıydık

Galatasaray'ın yeni transferlerinden Emre Mor, sarı kırmızılı takımın Fiorentina'ya 4-1 mağlup olduğu hazırlık maçının ardından açıklamalarda bulundu.
Galatasaray'ın yeni transferlerinden Emre Mor, sarı kırmızılı takımın Fiorentina'ya 4-1 mağlup olduğu hazırlık maçının ardından açıklamalarda bulundu.
Çok zorlu bir maçı geride bıraktıklarını dile getiren Emre Mor, "Herkesin bildiği gibi çok sıcak. Fakat evet güzel bir maç çıkarttım. Tabii ki daha iyi oynamalıydık. Biz bugün gösterdiğimizden daha iyi bir takımız. Fakat hava çok sıcaktı. Zemin çok zorluydu" dedi.
Galatasaray Maçı Canlı İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle, Futbol Cafe TV
12 Ağustos 2019 Pazartesi Trabzonspor Haberleri

Niasse'de kıran kırana pazarlık!

Alexander Sörloth’un ardından kadrosunu bir santrforla daha güçlendirmek isteyen Trabzonspor’da en büyük hedef Oumar Niasse...
Everton, Senegalli oyuncu için kapıyı 5 milyon Euro’dan açarken, Fırtına kıran kırana pazarlıklara başladı. 29 yaşındaki oyuncunun transfere sıcak bakması, görüşmelerde Trabzonspor’un elini güçlendiriyor.

Trabzonspor'da bilet çılgınlığı: Vallahi Billahi bilet kalmadı!

Bordo-Mavili taraftarlar, perşembe günü Sparta Prag ile oynanacak rövanş maçında da Akyazı’yı cehenneme çevirecek. 40 bin bilet kısa süre içerisinde tükenirken, Trabzon’da bulunan Passolig gişesine ‘Vallahi de billahi de yok, yemin ederiz biletler bitti” şeklinde yazı asıldı.
Bordo-Mavili taraftarlar sezonu müthiş açacak... Geçen yıl hiçbir maçta Fırtına’yı yalnız bırakmayan, yağmur çamur demeden hem Akyazı’ya hem de deplasmanlara giden Fırtınalı futbolseverler, Trabzon’daki yeni sezonun ilk resmi karşılaşmasında da Medical Park Stadyumu’nu tamamen dolduracak. UEFA Avrupa Ligi 3. Ön Eleme Turu mücadelesinde perşembe günü 2- 2’nin rövanşında Çek ekibi Sparta Prag ile kozlarını paylaşacak olan Karadeniz ekibinde taraftarlar, stadyumu rakip için adeta bir cehenneme çevirecek. Tam 40 bin kişinin tribünde olacağı karşılaşmada yer yerinden oynayacak, müthiş bir atmosfer oluşturulacak.

‘VIP bile bitti’

Trabzonsporlu futbolseverlerin kritik karşılaşmaya gösterdiği yoğun ilgiden Passolig gişesi de nasibini aldı. Tüm koltukların tükenmesi nedeniyle internet üzerinden bilet alamayan taraftarlar, soluğu Passolig gişesinin önünde aldı. Burada yetkililer de yüzlerce kişiye aynı derdi anlatmaktan bıktı ve cama biletlerin tükendiğine dair bir yazı astı. O yazıda, “Bir tane bile kalmadı, evet 4 saatte bitti. VIP bile bitti, vallahi de billahi de yok, yemin ederiz bitti” ifadeleri yer aldı.

Trabzonspor taraftarları Yusuf Yazıcı'yı ilk maçında yalnız bırakmadı

Trabzonspor'dan Fransa Ligue 1 ekiplerinden Lille'e transfer olan Yusuf Yazıcı'yı Trabzonspor taraftarları ilk maçında yalnız bırakmadı.
Fransa Ligue 1'in ilk haftasında Mehmet Zeki Çelik ve Yusuf Yazıcı'nın formasını giydiği Lille, sahasında Nantes'i konuk ediyor. Mücadeleye Zeki Çelik ilk 11'de çıkarken, Yusuf Yazıcı ise karşılaşmaya yedek kulübesinde başladı.
Lille'nin Nantes'i konuk ettiği karşılaşmada Trabzonspor taraftarları da Yusuf Yazıcı'ya destek olmak için stadyumdaki yerlerini aldı. Lille kulübünün sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Trabzonspor formalı bir grup taraftarın fotoğrafı yer alırken, fotoğrafın altına "Yusuf Yazıcı, tribünlerde hoş bir karşılaşma ile ağırlandı" notu düşüldü.

Oumar Niasse harekatı

Gelecek sezon öncesinde son bir santrfor daha almayı hedefleyen Fırtına, Everton’da istediği şansı bulamayan Oumar Niasse bir kez daha ile görüşecek. Başkan Ağaoğlu ve kurmayları hafta içerisinde resmi temaslara başlayacak.
Geçtiğimiz hafta içerisinde Crystal Palace’den Alexander Sörloth’u kiralık olarak kadrosuna katan Bordo- Mavililer, forvet için yeniden harekete geçiyor...
Daha önce İngiltere Premier Lig ekiplerinden Everton’da forma giyen ancak istediği şansı bulamayan Oumar Niasse için Fırtına resmi temaslara başlayacak. Teknik direktör Ünal Karaman’ın da kadrosunda görmeyi çok istediği Senegalli santrfor için Trabzonspor Yönetimi, bir kez daha düğmeye basacak.

Bonservisini istiyorlar

Ahmet Ağaoğlu ve kurmaylarının önümüzdeki günlerde İngiltere’ye uçması bekleniyor. Karadeniz ekibinin hedefi daha önce ülkemizde Akhisarspor forması giyen 29 yaşındaki futbolcuyu bonservisiyle kadrosuna katmak. Böylece Bordo-Mavililer, Niasse transferiyle hücum hattındaki seçeneklerini en üst seviyeye çekmek istiyor. Geçen sezon 20 maça çıkan Niasse, gol sevinci yaşayamamıştı.

Fırtına’dan müthiş seri

Karadeniz ekibi, 26 Şubat’ta Türkiye Kupası çeyrek finalinde Ümraniyespor’a boyun eğdi. Bordo-Mavililer, bu tarihten beri yenilgi yüzü görmedi.
2018-19 sezonunda ligde oynadığı son 11 maçında 8 galibiyet ve 3 beraberlik alan Trabzonspor, daha sonra yeni sezon hazırlıkları kapsamında Avusturya’da oynanan 4 hazırlık maçından da beraberlikle ayrıldı. Fırtına, son olarak Avrupa Ligi Eleme maçında Sparta Prag ile 2-2 berabere kaldı ve yenilmezlik serisini 16 maça çıkardı.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe Tv, Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2018.10.19 14:34 mehmetgurbuzorg Şehir Yapan ve Şehirde Yapılan İnsan

İnsanoğlunun var olduğu günden bu yana ortaya koyduğu; kendini, yaşam biçimini, sosyo-kültürel zenginliklerini yansıttığı eserlerden, tarihe bıraktığı kalıcı izlerden biri de şüphesiz kentlerdir. Kentler; sakinlerinin toplumsal ve sosyo-ekonomik hayatının, yaşayarak biriktirdiği kültürün oluşturduğu kendine has değerlerin, çevresiyle kurduğu ilişkilerin, içinde gerçekleştirilen eylemlerin yansımalarından oluşan, yarınlara da taşınacak mekânsal değerlerdir. Bununla birlikte insanlığın ve teknolojinin gelişimine paralel olarak doğal ve yapılı çevre üzerinde kurulan hâkimiyet ve baskı da artmakta, kentler kendi kimlik ve kültürünü yok eden, birbirine benzeyen, kontrolü ve denetimi gittikçe zorlaşan yaşam alanları haline gelmektedir. Dahası bu ölçüsüz gidiş ve tahribat, gelecek nesillerin yaşam hakkının da olumsuz etkileneceği, geriye dönüşün çok zor olacağı, çözülmesi neredeyse imkânsız kalıcı sorunlara neden olmaktadır.
Dolayısıyla kentlerimize yeni bir anlayış ve yönetim kararlılığıyla yaklaşma zamanı gelmiş, hatta geçmektedir. Bireyin mutlu olamadığı yer ona zindan olmaktadır. Mutlu ve huzurlu bir yaşamın imar edilmesi kentlerin imarından geçmektedir. Hacı Bayram-ı Veli’nin düsturuyla bireyi esas alarak şehir imarından gönül imarına doğru hareket etmeliyiz: O iki cihanı beden ve ruh diye ayırırken gönlü şehre benzetmektedir. Bir gönül almak yahut yapmak, bir şehir imar etmeye benzer. Bizler de imar edeceğimiz şehirlerle gönüller yapmak, insana ve ruhuna dokunmak mecburiyeti içerisindeyiz. Beton yığınları içerisinde kimliksiz ve ruhsuz insanlar oluşturmak yerine insanın gönlüne ve ruhuna hitap edecek imar, içerisinde kendi geleneksel kimliğine bağlı modernize edilmiş ve yaşam standartlarının çok üstünde bir mekân oluşturarak; kendi dünyasının yalnızı olmayan; komşuluk ilişkileri kuvvetli, sosyal bir yaşam alanı olan kentlerimizi oluşturmamız önemlidir.
Yaşam boyunca tarihi, coğrafi etkenler ile gelenek, görenek ve etnik gruplar kendi kültürünü oluşturmaktadır. Bu özelliklerin arasına belki de daha fazla etken koyabiliriz. Kültürün bir parçası da mekânlar yani kentlerimizdir. Mimari açıdan olsun, planlama açısından olsun halkın kendini temsil eden bir özelliğini de orada görmek kimi zaman mümkün olmaktadır. Yani kent ve kültür arasında oldukça kuvvetli bir bağ bulunmaktadır. Bu nedenle kent / mekân ve kültür ilişkisini rahatlıkla ele alabiliriz. İnsanın doğası gereği birçok aşamadan geçer. Ama temel geçiş noktaları doğum, evlilik ve ölümdür. Bu geçişler hangi etnik grupta ve hangi zaman diliminde olursa olsun tüm insanlığı ilgilendirmektedir. Bu bağlamda doğum, evlilik ve ölüm mekânsal olarak kentlerin içerisinde ayrı bir yer tutmaktadır. Çocukların dünyaya geldiği yer, anne babalar için büyük bir heyecanın ev sahipliğini yapar. Çocuğun gelişiminde ve eğitiminde çevre faktörü kentle birlikte önem kazanmaktadır. Aile ne kadar iyi olursa olsun çevre bir o kadar da etkili olmaktadır. İyi bir çevre iyi bir gelecek, kötü bir çevre minimum da olsa çocuğun hayatında kötü bir yer kazanacaktır.
Evlilik kısmında hayatını birleştireceği ve o eşikten sonrasını bütün olarak görüp yastığa baş koyduğu insanın yaşamıyla bir tutacağından kent ve çevre faktörü etkilidir. Duygusal bağlamda ve ekonomik bağlamda yaşadığı hayatta mekânlar onun hayatına tanık olmaktadır. Biraz daha soyut düşünecek olursak karşı cinsiyle hangi şehirde, hangi tarihte ve hangi şartlarla tanıştığı, birlikte olduğu anılarında canlanacak; kendi yaşantısında iz bırakacaktır. Ölüm noktasında ise hani ‘insan yaşadığı gibi ölür’ dedikleri gibi bunda kentin yani mekânın da yeri vardır. Nasıl yaşadığı ve hangi şartlarda hayatını sonlandırdığı bir nevi o kişinin yaşamını özetlemiş olmaktadır. Bu eşiklerin tamamında etkili olan bir taraf ise o kente ait gelenek ve görenekler, sosyo-ekonomik durum, kentin fiziki yapısıdır. Hatta şehir ve insan ilişkisi birçok sanat eserinde motif olarak kullanılmış, kült bir simge haline de gelmiştir. Bütünsel açıdan baktığımızda mekân yani kentler, içi dolu bir su bardağına; su insan yaşamına, bardak ise mekâna/kente benzer. İnsanın hayatını, kendi elinde tutar.
Aşırı nüfus artışı ve hızlı kentleşmeden kaynaklı sosyo-ekonomik ve toplumsal sorunlar, kapasitesinin çok üzerindeki kullanımlar, kentsel hizmet kalitesindeki yetersizlikler kentlerin denge ve işleyişini bozmaktadır. Aynı zamanda bu, kentleri kendi özgün kimliğini koruyamayan hatta yitiren, kültüründen kopuk, hızlı ve kontrolsüz şekilde sürekli büyüyen, planlarına ve uygulamalarına rağmen plansızmış gibi gelişen ve yaşayan mekânlar – yaşam alanları haline getirmekte. Denetimsiz, kontrol edilemeyen sağlıksız büyüme, kendisi ve sakinleri için sorunlar yaratmaya devam etmekte; doğal olarak da bu durum kentsel mekân ve yaşam kalitesinin her geçen gün düşmesine neden olmaktadır. Bu yaşamsal sorunun çözüm alternatifi ise doğal ve yapılı çevreye olumsuz etkilerin asgariye indirildiği, sürdürülebilir bir yaşamın temel ilke ve koşullarının sağlandığı ve geliştirilerek geleceğe aktarıldığı bir kentleşme olmalıdır. Hem insanların yaşam alanının daha iyi şartlarda olmasını, hem de geçmişten gelen kültürel bağlanırının yok olmamasını sağlar. Sosyo- ekonomik yapısını kuvvetli tutmak diğer unsurları barındırmasının zeminini de hazırlar.
Toplumlar sürekli değişim, gelişim ve geleceğe kalma mücadelesi içerisindedirler. Mekânların-kentlerin onarımı insanların barınma, çalışma, eğlence, sosyo-kültürel ve ulaşım gibi ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayarak pozitif düşünce yapısı geliştirir. Doğal ve korunması gerekli alanların da yapılaşma ve yoğunlaşma baskısı altındaki kentsel alanlara dönüştürülmesi için yapılan fiziki müdahaleler ve faaliyetler, süregelen yaşam tarzı ve tüketim alışkanlıkları, doğal çevre ve varlıkların geri dönülemez şekilde tahribi, kentsel suçların artması gibi çarpık ve düzensiz, sağlıksız kentleşmenin doğal sonucu olarak ortaya çıkan sorunlar sürdürülebilir kent anlayışının olmasını gerektirir.
Bireyler gereksinimlerini kentte ararken; kentlerin de, varlık nedeni olan birey ve toplumlara sağlıklı, yaşanabilir, kendini bulma ve geliştirme ortamı sağlayan koşullar, mekânlar ve imkânlar sunması beklenmektedir. Biraz önce de değindiğimiz gibi, şehri imar ederken gönül imar ettiğimizi unutmamalıyız. Şehre yani gönle ne verirsek onun karşılığı olarak daha fazlasını alırız. Gönül tarlasına ekilen hiçbir şey karşılıksız kalmamıştır. Siz bir verin, insana bin katılsın. Sürdürülebilir kentler, gönül imarından geçmekte olduğu için karşılıklı olan bu etkileşim toplumun kültürünü yaşatır ve devamlılığını sağlar. Şehirler ve kültür iç içe geçmiş yapboz parçalarıdır. Kalıcılığı yakalamak için kentlerin bir adım önde olması gerekmektedir. İnsanın ruhundan ve gönlünden üflendiği bir şehirde kalıcı bir kültürel ortam, daha refah bir yaşam mümkün olacaktır.
Mutlu bir toplum için insanların hayatına devam edebileceği ortamların en yüksek düzeyde kaliteli olması gerekmektedir. Kaliteli bir yaşam düzeyinin olması ile fiziksel anlamda "yaşanabilir", sosyo-kültürel anlamda ise "özgün kimlikli ve sahip çıkılan" kentlerin oluşturulması mümkün olabilecek, bu kentler sayesinde ekolojik bilinç düzeyi yüksek, doğaya, yaşama ve birbirine saygılı, ekosistemlerin döngü ve işlevlerinin bilgisiyle yaşayan ve üreten, kentine sahip çıkan kentliler, toplumların oluşabileceği unutulmamalıdır.
Özetle; medeniyet kavramının yansıması olan şehirlerimiz ile kültürümüzün bir arada paralel olarak ilerlemesinin temeli bireyleri esas alarak kentleşmenin sürdürülebilir olmasıdır. Kültürün kapsadığı unsurların unutturulmaması gerekmektedir. Mekânlar, hayatın inşasında birer temeldir. Bu temeli güçlü tutan ise kent ve kültürün arasındaki gönül bağıdır. Kimliksiz ve yalnız insanlar oluşturmak yerine, sürdürülebilir şehir ve kültür işbirliğiyle kendi kimliğinin sahibi, mutlu ve sosyal bireyler oluşturmak hizmet amacımız olmaktadır.
Mehmet GÜRBÜZ
submitted by mehmetgurbuzorg to u/mehmetgurbuzorg [link] [comments]


Ahmet Davutoğlu'ndan yeni anayasa ve ana dilde eğitim çıkışı Sogukta Hayatta Kalma Filmi - Türkçe Dublaj HD - YouTube Kız Erkek İlişkileri - Kafalar Video - YouTube ÖZGE BORAK-BERK TAHMAZ İLİŞKİSİNDE EVLİLİK VAR MI?.. Vahşi Yolculuk Botsvana Türkçe Hayvan Belgeseli National ... Himba Kabilesi Kadınları Hamile Kalmak İçin Öyle Bir Şey ... Minecraft Hayatta Kalma / Daire Cizdik Kaybolduk ... YENİ HAYATTA KALMA TÜRÜ STRATEJİ OYUNU / Siege Survival ... Yeni Gelin 29. Bölüm - Hayat Öpücüğü - YouTube SİZLERDEN GELEN ÜÇ ADET KARMA SORUYA KADIN ERKEK ...

Güney'den Kuzey Kore'ye Koreler arası anlaşmalara bağlı ...

  1. Ahmet Davutoğlu'ndan yeni anayasa ve ana dilde eğitim çıkışı
  2. Sogukta Hayatta Kalma Filmi - Türkçe Dublaj HD - YouTube
  3. Kız Erkek İlişkileri - Kafalar Video - YouTube
  4. ÖZGE BORAK-BERK TAHMAZ İLİŞKİSİNDE EVLİLİK VAR MI?..
  5. Vahşi Yolculuk Botsvana Türkçe Hayvan Belgeseli National ...
  6. Himba Kabilesi Kadınları Hamile Kalmak İçin Öyle Bir Şey ...
  7. Minecraft Hayatta Kalma / Daire Cizdik Kaybolduk ...
  8. YENİ HAYATTA KALMA TÜRÜ STRATEJİ OYUNU / Siege Survival ...
  9. Yeni Gelin 29. Bölüm - Hayat Öpücüğü - YouTube
  10. SİZLERDEN GELEN ÜÇ ADET KARMA SORUYA KADIN ERKEK ...

minecraft hayatta kalma, minecraft hayatta kalma bölüm 1, minecraft hayatta kalma modu, minecraft hayatta kalma 1.bölüm, minecraft hayatta kalma oyun portal,... Magazinden Geri Kalma!! Kanala Abone Ol: https://goo.gl/evbVgW Ata Demirer ile olaylı bir şekilde ayrıldıktan sonra yeni aşklara yelken açan Özge Borak 2 senedir aşk yaşadığı Berk ... Yeni Gelin En İyi Sahneleri İzlemek İçin → https://bit.ly/2WaaEsr Bu dizi ve çok daha fazlası puhutv'de → https://puhutv.com/yeni-gelin-detay?utm_medium=refe... Yeni partisinin programını açıklayan eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, NATO’ya bağlı kalma sözü verdi. Davutoğlu, ABD ile ilişkileri kurumsal ve süreklilik arz eden bir çerçeveye ... Kadın erkek ilişki analizlerinde Yazar Adil Yıldırım erkekler dünyasından tüyolar veriyor... Adil YILDIRIM İletişim [email protected] instagram: ad... Sıfırın Altında: Dağdaki Mucize filminin konusu, Geçmişte Fransa adına Kış Olimpiyatları'nda yer alan Eric LeMarque (Josh Hartnett), Sierra Nevada dağlarında... Kız Erkek İlişkilerini Kafalar tiye alıyor. KAFALAR'a ayak uydurmak için ABONE olun https://goo.gl/R0x6b4 Sosyal Medyada da kopuyoruz, takipte kalın: https... Siege Survival Gloria Victis Türkçe Oynanış Videosunda , Siege Survival Gloria Victis Nasıl Oynanır Sorusunun Cevabını Aradığımız Bölüm İle Karşınızdayım Bab... İlkel kabileler, kabile yaşamı ve bu tuhaf ilkel kabile geleneklerine ilişkin videolarımızı kanalımızda izlediniz. Bu günkü konumuz ise Himba Kabilesi diğer ... http://serimcheats.com http://ajhost.pro